3. GÜN
Yağmurlu bir Philly sabahı başka başka
alemlere götürdü bugün beni. Sabah yogası ve güzel bir kahvaltının ardından evin
çevresini keşfetmek için kendimi “Spruce Street”ten aşağı bırakıverdim. Ama ne
bırakış; bir baktım “Walnut Street” teyim, bir baktım “Samson Street”, bir de
ne göreyim: “Chestnut Street”, neredeyse Center City’e (çarşıya… çarşıya!!) gelmişim.
Arkadaş, bir Ankara yürür gezeri olarak o kadar alışmışım ki git git
ulaşılmayan hedeflere, bir anda mahalleler arası uzun atlama müsabakalarında
buluverdim kendimi.
Şehir merkezinin aksine, bu bölgedeki evler
olabildiğince tarihi dokusu korunarak günümüze ulaştırılmışlar. Birçoğu
yenilenmiş ama şaşırtıcı şekilde orjinaline sadık kalınarak! Evlerin dışı
Victorian, içi Mileniumian (nasıl kelime ama:p); yani ustalar iyi çalışmış, malzemeden
kaçmamış, el emeği süper -öyle böcükler yuvalansın diye derz dolguların
arasında kırıkmış, boşlukmuş yok- ve modern tarzda döşenmiş. Tabi bütün evlerin
pencerelerinden içeri baktım bu bilgilere ulaşabilmek için, hepsi sizin için ;)
Yollarda kimsecikler yok, bir ben, bir
Amerika, bir de filmlerdeki gibi camlarını titrete titrete “oo..yea..yea baby..”
isimli güzide eserleri icra edenleri dinlemekte ve gazı köklemekte olan adamım,
siyahlar var. Yeni yeni yeşeren bahçeler, yeşilliklerin arasından kafalarını
çıkaran nergisler, yol kenarlarındaki “sakura” manzarası ve mis gibi bahar
kokularıyla bitmesini hiç istemediğim yürüyüşümü yağmurun bastırmasıyla
sonlandırmak zorunda kaldım.
Veterinary Hospital’ın evime çok yakın
olduğunu da -benim gezi hızımla yaklaşık 15 dk.- sonunda tespit etmiş
bulunmaktayım. Yarın iş günü; artık böyle uzun uzun yazamam sanırım.
