Amerika'da kalan zamanım hızlıca tükenmeye devam ettiğinden bir süredir deliler gibi koşturuyorum. O eyalete de gitmeliyim, şu pastadan da yemeliyim, bu müzeyi de gezmeliyim derken şifayı kaptım sonunda. Bu aralar hava çok sıcak ve nemli; dışarısı gölgede 34ᵒC iken binaların klimaları neden -10ᵒC'de çalışır, hiç anlamam zaten. Haliyle, vücudum dumura uğramış vaziyette idi ve bu hafta yazacak gücü kendimde bulamamıştım. Ama şimdi, yine yeni hoş anılarla sahalara dönüş yapıyorum veee sizlere görülmeye değer bir diğer Philly komşusu şehir olan Washington DC' den söz etmek istiyorum.
Bildiğiniz üzere Washington DC, Amerika Birleşik Devletleri'nin başkenti. Hiçbir eyaletin sınırları içerisinde yer almaması onu özgün bir başkent haline getiriyor. Daha çok diplomatik öneme sahip olması nedeniyle de geziniz sırasında karşılaşacağınız birçok turistik mekan aslında resmi binalardan oluşuyor. Görmeye değer diğer kısmı ise "Smithsonian Institute"un müzeleri oluşturuyor. Hem de birçok yerin aksine Washington DC'de tüm müzeler ücretsiz! Tabi bunu duyan Başak yerinde durur mu? Umm.. pek sanmıyorum; o sıcakta yalnızca kendimi değil, benimle birlikte gezmeye gelen sevgili Kolombiya'lı arkadaşımı da bahsettiğim şu müze potasında erittim resmen :)
Tüm turistler için merkezi nokta olarak kabul edilen "National Mall" ile başladık turumuza. Bu alan birçok park, anıt, resmi ve tarihi yapı, havuz ve müzeleri içerisinde barındıran çok geniş bir bölge. Ama neyse ki her şey birbirinin peşi sıra yerleşmiş ve yürüme mesafesinde -yalnız, bir mesafe hesaplaması yapmadan önce benim sürekli yürüyen ve yürümeyi çok seven biri olduğumu aklınızdan çıkarmayın lütfen-.
Yolumuza ilk çıkan, Senato ve Temsilciler meclisinin 200 yılı aşkın süredir toplantılarını yaptıkları ve heybetli kubbesiyle göz dolduran "Capitol" binası oldu. Görkemi ve renginin beyaz oluşu nedeniyle çoğu zaman "Beyaz Saray" ile karıştırılan bu yapı Amerika'nın en ünlü sembollerinden biridir. Ardından Amerika'nın en eski botanik bahçesi olma ünvanına sahip, her bölümü ayrı bir iklime ait orman ve bahçeden oluşan "United States Botanic Garden" da gözlerimizi yeşilin binbir tonu ve akciğerlerimizi taze hava ile doldurduktan sonra, jet müze turumuza doğru uzandık.
Sırasıyla "National Museum of the American Indian"(1), "National Air and Space Museum"(2), "National Museum of African Art"(3), "National Museum of Natural History"(4) ve "National Gallery of Art"ı (5) ancak çok hızlı bir şekilde gezebildik. Ama söz konusu olan sanatsa size gördüklerimi sayfalarca anlatabilirim... özetlesem daha iyi olacak galiba :) Her müzeden ayrı bir tat aldım; 1: Hediyelik eşya dükkanından aldığım otantik kızılderili rüya yastığı, 2: Tüm uzay araçları ve demonstrasyonlar, 3: Girişindeki muhteşem peyzajlı bahçe, 4: Dünyadaki bütün sahiplerine uğursuzluk getirmesiyle ünlü Umut Elması, 5: Birçok meşhur ressam ve heykeltraşa ait eserlerden oluşan zengin sanat koleksiyonu. Müzelerin bulunduğu bölgeyi bitirince anıtlara yöneldik.
Washington DC'de görmeniz gereken en ünlü anıt "Washington Monument". Amerika tarihinin en başarılı başkanı için ülkenin en yüksek anıtı inşa ettirilmiştir ve yüksekliği 169 metredir. Asansörle bu anıtın en tepesine çıkıp tüm şehri izlemek mümkün. Ancak, ne büyük şanssızlıktır ki bu sefer anıtta bir tadilat vardı ve ziyaretçi kabul edilmiyordu. Aynı doğrultuda devam ettiğinizde karşınıza yemyeşil ağaçların arasına konuşlandırılmış çok uzun bir havuz çıkar ki bu havuz, bir taraftan bakıldığında "Washington Monument"i, diğer taraftan bakıldığında yolun sonunda bulunan ve Abraham Lincoln anısına yaptırılmış olan "Lincoln Memorial"i yansıtması nedeniyle ilgi odağı haline gelmiştir. Ve bu diyarlarda "Reflecting Pool" olarak bilinmektedir. Ayrıca fazlasıyla kirli görünmektedir :) Etrafınızda koşturan sincaplar, havuzda yüzen ördekler ve serçelerin cıvıltıları arasında bu yeşil alanda oturup dinlenmek, gerçekten ayrı bir keyif.
Tabi ki görülecek çok fazla sayıda turistik alan var, ancak bir günde hepsini bitirmek olanaksız. Birçok anıta, parka hiç uğrayamadık bile. Ama buraya kadar gelip de en önemlisini görmeden geri dönmek olmazdı. Biz de final durağı olarak "White House"u (Beyaz Saray) seçtik. George Washington tarafından yaptırılmaya başlanan ve kendisi dışında Amerika'nın tüm başkanlarına konut olarak hizmet veren bina şehrin en eski yapılarından biridir. Başkan ve ailesinin ikamet ettiği bölüm ile ofisler birbirinden ayrı tutulmuştur. Bunların dışında Beyaz Saray, yüzme havuzundan tenis kortuna, beyzbol sahasından sinema salonuna birçok farklı aktiviteyi yapmaya olanak sağlayan bir spor ve eğlence kompleksidir adeta ;) Binanın içine girebilmek için aylar önceden rezervasyon yaptırmak gerekiyor. Güvenlik önlemleri nedeniyle her bölüme girmenize de izin verilmiyor. Ama önünde fotoğraf çektirmek serbest. Hatta biz oradayken kapının önünde bir protesto gösterisi bile vardı ama hiç kimse müdahalede bulunmadı.
Washington DC, özellikle filmlerde izlediğiniz, Amerika'nın ülke yönetimine verdiği önemi hissettirmesi açısından görülmesi gereken bir yer. Şehrin teması: Ciddiyet. Eğer New York İstanbul ise, Washington DC de Ankara diyebilirim :) Artık gerisini siz hayal edin!









