16 Haziran 2013 Pazar

New York, New Yoooooooooork!!


Başından beri, buralara kadar gelmişken çevredeki güzel şehirleri de görmeden dönmeye niyetim yoktu. Veee en meşhuruyla çok hoş bir başlangıç yaptım: New York! Zamanım ve param artık suyunu çekmeye başladığından maalesef kısa bir gezi planlamak zorunda kaldım. Haliyle, günlük bir gezi ile böyle büyük bir şehirde yeterince yeri görmem mümkün değildi. Üstüne üslük, benim gibi her yere yürüyerek gitmeye çalışan bir deli gezginseniz New York'ta aynı gün sadece Central Park'ı bile bitiremezsiniz. Ben de düşünüp taşınıp, sonunda tüm Manhattan'ı 8 saatte gezdirme garantisi veren bir tur firmasıyla anlaştım. Böylece Uptown'dan Downtown'a, New York'ta gidilmesi önerilen çoğu bölgeyi kapsayan hızlı ama etkili bir tur yaptım.

Sabah'ın 08.00'inde, mini bir Starbucks kahvaltısından sonra otobüsümüze bindik ve açılışı "Times Square" ile yaptık. Zaten tur otobüslerinin çoğu buradan kalkıyor. Bu meydan "Empire State Building", "Rockefeller Center", "Central Park" ve "Broadway" tiyatroları tarafından çevrelenmiş, tüm Hollywood yıldızlarının favorisi olan en ünlü markaların devasa mağazalarının bulunduğu, bizim "Times Meydanı" olarak bildiğimiz yer -hani şu Amerikan filmlerinde ışıltılı dev ekranlarda durmaksızın reklamların aktığı-. "Times Square"den çıktıktan sonra, şehrin kargaşasından kaçmak isteyen New Yorklular'ın favori yeşil alanı olan "Central Park"ın duvarlarını izleyerek "Colombus Avenue" dan "Madison Avenue" ya uzanan bir "U" çizdik. Yanlış anlaşılmasın; 'park' adı verilmiş ama "Central Park" park olmaktan çok öte, şehrin ortasında yer alan bir orman (belki fotoğraflarımdan bir fikir edinebilirsiniz ;)) olduğunu söyleyebilirim. 

Sırasıyla "Theater District", "Hell's Kitchen Park", "Lincoln Square", "American Museum of Natural History", "Cathedral of Saint John the Divine", "Columbia University", "Harlem", "Frick Collection", "Guggenheim Museum", "Grand Central Terminal", "Madison Square Park", "Cooper Union Library" ve "Chinatown"ı gördükten sonra "Little Italy"de otantik bir öğle yemeği molası verdik. Grotta Azzurra Ristorante'de "Penne pomodoro" adı ile onurlandırılmış, reyhan yapraklarıyla süslü domates soslu makarna ile göbeklerimizi şişirip turumuza "City Hall" ve "Wall Street" ile devam ettik.  

Bu hızlandırılmış gezinin bir diğer ayağı ise tekne turuydu. Dere tepe büyükçe bir arpa boyu :) yol gittikten sonra "Seaport"a ulaştık. Meşhur "Brooklyn Bridge" manzaralı limandan bindiğimiz yat görünümlü ekspres gezi teknesi bize, bir ada olan Manhattan'ı su üzerinden görme olanağı sağladı. "Manhattan Bridge", New York'un simgesi olan "Statue of Liberty" (Özgürlük Anıtı), "Battery Park", bölgeye yeni gelen göçmenlerin simgesi olan "Ellis Island", "Brooklyn" ve şehrin tüm gökdelenleri karşıdan size bakarken dalga sesleri eşliğinde yüzünüzü okşayan meltem, yolculuğu daha da keyifli kılan detaylardı (bir de yanından geçtiğimiz yapıların tarihini çığlık çığlığa anlatırken kendini gece turu rehberi, dj, aynı zamanda da şov sunucusu zanneden tekne spikerimiz olmasaydı).

Anyway! Alicia Keys'in "New York" parçası eşliğinde limana geri döndüğümüzde, otobüsümüz gerçek bir final için bizi bekliyordu. Karadan ve denizden görmeye doyamadığımız New York'u şimdi bir de havadan görecektik. "Empire State Building" ile aynı şehir manzarasına sahip, ama daha az sıra bekleyeceğiniz bir diğer nokta olan "Top of the Rock" sanki tam da bunun için inşa edilmişti. Anlatmama imkan yok, bütün şehir orada; gözünüzün alamayacağı kadar büyük, ulaşamayacağınız kadar aşağıda! 

Tur burada sona eriyor ama benim Philly'e dönmeden önce birkaç saatim daha vardı ve henüz o ışıklı meydanın çılgınlıklarına bulaşamamıştım. Koşarak hemen "Times Square"e gittim. Bir Broadway şovu izlemek için saat henüz erkendi. Zaten biletler çok pahalıydı ve inanılmaz yorulmuştum. Ben de hediyelik eşya dükkanlarını gezdim, parlak tabelalarla fotoğraf çektirdim, sokak sanatçılarının şovlarını izledim, Disney karakterleri ve kostümlü veya kostümsüz ;) birkaç çılgınla kameralara gülümsedim. Ama bu kadar gezip, bir müzenin içine girmeden Başak'ın içi asla rahat etmez! Bu durumda final atışım için şanslı gişe "Madame Tussauds"unki oldu. Tina Turner, Michael Jackson, Julia Roberts, Beatles, Andy Warhol, Woody Allen, Leonardo DiCaprio, Johnny Depp, Lenny Kravitz, Frida, Brad Pitt, Angelina Jolie, Whitney Houston, daha kimler kimler! Muazzam işçilik gerektiren balmumu heykeller tam benim zevkime göreydi. Ancak vakit daralıyordu, dolayısıyla birkaç arkadaşa bakıp çıkmak zorunda kaldım müzeden.  

Gerçekliğine inanmadığım, insanı bilinçsizce içine çektiğini söyledikleri, o parlak dünyayı gördüm, bohem yaşamlardan kesitler gördüm, bir odanın bir gecelik fiyatının 20.000$ olabildiğini gördüm ve artık böyle bir hayatın sadece filmlerde var olmadığına, kurbanlarını istediği zaman müthiş bir cazibeyle etkisi altına alma gücünü bünyesinde barındırdığına, inanıyorum. New York gerçekten güzel bir şehir, bütün büyük şehirler gibi; mükemmel değil, çok düzenli veya temiz değil ama kesinlikle çok eğlenceli! Ayrıca şu ızgara sistem şehir planına sahip olanlardan ve bir yabancı için aranan yeri bulmak çok kolay.   

Bir günde bile yazacak o kadar çok şey biriktirdim ki, New York'un hakkını vermek için orada yaşasanız bile yetmez sanırım. İnanın görüp de yazamadığım daha birçok yer, birçok şey var; kolej ve üniversiteler, kütüphaneler, katedral ve kiliseler, parklar, kafeler, iş merkezleri, istasyonlar, kiralık bisikletler, kaykaycı çocuklar... bir de kaplumbağasına tasma takıp gezdiren adam var mesela. 'Arkası Yarın' yapmak daha uygun olabilirdi ama şimdilik bu kadar. 

Darısı henüz keşfedemediğim şehirlerin başına!


Top of The Rock I
Top of The Rock II
Times Square
Madame Tussauds
Disney dünyası işte!


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.