Old
City, Old City! Söyle bana, var mı senden daha eskisi?
Şansıma hava hafta sonu süperdi. O müze senin
bu park benim gez gez perişan oldum. Bu kez Amerika tarihinin başladığı noktada
konuşlandım. Bağımsızlığa dair ne varsa Old City’de gerçekleşmiş. Önce “Independence
Hall”, ardından ünlü “Liberty Bell” karşıladı beni.
Bu tarihi parkın en önemli yapısı 1753
yılında bitirilen, yalın, kırmızı tuğlalardan yapılmış saat kulesi. Önemi Amerika
anayasası ve bağımsızlık bildirgesinin burada imzalanmış olmasından geliyor. “Liberty
Bell” ise daha ilk çalındığında çatlayan ve dünyanın en büyük bağımsızlık
sembollerinden birisi olarak bilinen devasa boyutlardaki bir çan ki, kendisini
görebilmek için upuzuuun bir sıranın bitmesini beklemem gerekti. Amerika’nın
ilk iki başkanı olan Washington ve Adams’ın ikamet ettiği eve ait kalıntılar da
bu alanda sergilenmekte idi. “Franklin Post Office”, “City Tavern”, Congress
Hall”, “Independence Archeology Laboratory” diye devam eden, Amerika’nın ilk bankasından
tutun da Benjamin Franklin’in mezarına, itfaiye müzesinden başkanların gittiği
baptist kilisesine kadar adını saymakla bitiremeyeceğim kadar fazla sayıda
tarihi yapının arasında dolaştım durdum. Hepsinin içini gezmeye bile vaktim
kalmadı, çoktan akşam olmuş müzeler kilitlenmişti.
Amerika’da anlayamadığım bir şey var:
İnsanların mesai kavramı yok, sabah erken ya da geç saatte sokaklarda
kimsecikler yok, telaş yok, işe yetişmeye çalışan yok. Öğle yemeği saatinde
kafeler, restoranlar dolu ama belli bir saatte kimse işi bırakıp yemeğe
gitmiyor; ne zaman iş bitiyor, o zaman öğle yemeği yiyorlar. Akşamları ise
resmi yerler 16.30, özel iş yerleri ise 18.00 civarında binaları kilitliyorlar.
Ve bu saatlerden sonra sokaklar boşalıyor, herkes bir anda ortadan kayboluyor.
Sokaklar boş, kafeler boş, kulüpler boş, evler boş! Herkes nereye gidiyor? Yaşama
saatlerini henüz çözemedim.
Neredeyse bütün sokakları yürüyerek
keşfetmenin acısını çeken ayaklarım bir günlük moladan sonra bugün beni “Independence
Seaport Museum”a götürdü. William Penn’in 1682’de ilk ayak bastığı yer olan
bölge “Penn’s Landing” olarak anılıyor ve “Delaware River” nehrinin tam kıyısı.
Burada bulunan müzede bağımsızlık mücadelesi bu kez de marin temalı olarak
işlenmiş. Birçok gemi, tanker modeli, maketleri, tablolar, korsan sandıkları,
porselenler, bilgisayar oyunları ve daha neler neler var :) Müzenin zemini,
nehir ve çevresini içeren bir Philadelphia haritası şeklinde dizayn edilmiş
halıflekslerle kaplanmış. Nehrin hangi koluna doğru yürürseniz, o bölgede
yaşanmış olan deniz savaşı ve olayda bahsi geçen gemiye ait bilgi, görüntü,
kalıntı veya maket sergilendiğini görüyorsunuz. İnteraktif tarzda planlanmış daha
birçok detayı olan müzenin tarzına gerçekten bayıldım, görmelisiniz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.